Sunday, October 11, 2026

Most Read of the Week

spot_img

Latest Articles

Gerçeğin Eşiğinde: Bilmekle Bilmemek Arasında

İnsan her zaman bilmediği şeylerin peşinden gitmez; bazen en çok, öğrenebileceği şeylerden uzak durur.  Çünkü cevaba yaklaştığımız bazı anlarda meraktan önce başka bir şey belirir. Elimiz telefona gider ama ekranı açmayız. Sonucu kontrol edebileceğimizi biliriz ama o günü seçmeyiz. Aklımızdaki soruyu cümlenin başına kadar getirir, sonra başka bir şey söyleriz. Dışarıdan bakıldığında birkaç saniyelik bir ertelemedir bu. İçerideyse çok daha tanıdık bir his vardır: Henüz bilmiyorum. Ve henüz bilmediğim sürece, bildikten sonra ne hissedeceğimle yüzleşmek zorunda değilim.  Belki de kaçındığımız her zaman bilginin kendisi değildir. Bir cevabın içimizde nereye değeceğini, bizden ne götüreceğini ya da artık neyi görmezden gelemeyeceğimizi az çok sezeriz. Çünkü bazı şeyleri öğrenmek, zihne yeni bir bilgi eklemekten fazlasını yapar. Bazen bir ihtimali kapatır, bazen bir korkuya isim verir, bazen de uzun zamandır sessizce bildiğimiz bir şeyi inkâr edemeyeceğimiz kadar görünür hâle getirir. 

İnsan belki de tam bu yüzden bazı cevapların karşısında duraksar: Cevaptan sonra dünyanın aynı kalabileceğini bilir; ama kendisinin aynı kalıp kalamayacağını bilmez. 

Bilmek İstememek

Psikoloji, insanın ulaşabileceği bir bilgiyi bilerek ya da farkında olmadan ertelemesini, ondan uzak durmasını veya onu hiç edinmemeyi tercih etmesini bilgiden kaçınma (information avoidance) kavramıyla inceler. Sweeny ve arkadaşlarının (2010) ortaya koyduğu çerçevede burada dikkat çekici olan, bilginin erişilemez değil, erişilebilir olmasıdır. Yani ortada çözülemeyen bir bilinmezlikten çok, çözmemeyi tercih ettiğimiz bir bilinmezlik vardır. Bu, insan zihnine dair alışıldık varsayımlarımızdan biriyle ters düşer. Bilgiyi genellikle avantaj olarak görürüz: Ne kadar çok bilirsek o kadar iyi karar vereceğimizi, kendimizi o kadar iyi koruyacağımızı düşünürüz. Oysa insanlar sağlıklarından finansal durumlarına, kendileri hakkında yapılan değerlendirmelerden yakın ilişkilerine kadar pek çok alanda, kendileri için önemli olabilecek bilgileri öğrenmekten kaçınabilirler. Bu çelişki yalnızca düşünsel bir varsayım değildir. Karlsson ve arkadaşları (2009), yatırımcıların finansal piyasalar yükselirken portföylerini daha sık, piyasalar durağanlaştığında veya düştüğünde ise daha seyrek kontrol ettiklerini göstermiştir. Literatürde devekuşu etkisi (ostrich effect) olarak anılan bu eğilim, insanın olumsuz bir gerçekle karşılaşmamak için dikkatini ondan uzaklaştırabildiğini ortaya koyar. Oysa bir hesaba bakmamak, orada yaşanan kaybı ortadan kaldırmaz. Değişen yalnızca o rakamların zihnimizde ne zaman bir karşılık bulacağıdır.

Buradaki soru artık “İnsan neden bilmek ister?” değildir. Çok daha ilginç olan şudur: Bilmek işimize yarayacakken, neden bazen bilmemeyi tercih ederiz?

Bilmenin Psikolojik Bedeli

İnsan zihni yalnızca gerçeği öğrenmeye değil, öğrendikleriyle yaşamaya da çalışır. Bu nedenle bir bilginin değeri, ne kadar doğru ya da yararlı olduğuyla sınırlı değildir; onu öğrendiğimizde nasıl hissedeceğimiz de önem taşır. Sweeny ve arkadaşları (2010), bilgiden kaçınmanın ardında üç temel kaygıya dikkat çeker: Bilginin olumsuz duygular uyandırması, kişinin mevcut inançlarını tehdit etmesi ve istenmeyen bir davranış değişikliğini gerektirmesi. Böylece insan, kendisine fayda sağlayabilecek bir bilgiyi bile duygusal açıdan taşıması güç bir yük olarak değerlendirebilir. Golman ve arkadaşları (2017), bilgiden kaçınmaya ilişkin kapsamlı incelemelerinde, insanların kendilerine fayda sağlayabilecek bilgilere ulaşmaktan dahi uzak durabildiklerini gösteren araştırmaları ele alır. Çünkü bir bilginin sağlayacağı yarar ile onu öğrenmenin yaratacağı duygusal deneyim her zaman aynı yönde değildir. İnsan, gelecekteki kendisini koruyabilecek bir bilgiyi, bugünkü kendisini korumak için reddedebilir. Özellikle benlik algımızla çelişebilecek bilgiler karşısında bu çatışma derinleşir. Kendimizi yeterli, sevilen ya da başarılı biri olarak görmemizi sağlayan düşünceler yalnızca fikirlerden ibaret değildir; kim olduğumuza ilişkin kurduğumuz bütünlüğün parçalarıdır. Bu bütünlüğü sarsabilecek bir değerlendirmeyi öğrenmek, bazen dışarıdan gelen bir gerçekle değil, kendimize anlattığımız hikâyeyle karşı karşıya kalmak anlamına gelir. O hâlde kaçınma, yalnızca kötü hissetmemek için değil, kendimize dair alıştığımız görüntüyü bir süre daha koruyabilmek için de ortaya çıkabilir. Fakat bu korunma hissinin görünmeyen bir bedeli vardır. Öğrenmekten çekindiğimiz bilginin yaratabileceği duygudan uzaklaşırken, onun bize sağlayabileceği hareket alanından da uzaklaşabiliriz. Ertelenen bir sağlık kontrolü, geciken bir karar ya da duymaktan çekindiğimiz bir geri bildirim, yalnızca olası bir üzüntüyü değil, bir şeyleri değiştirme fırsatını da bekletir. Böylece bilmemek, bir yandan bizi olası bir acıdan uzak tutarken diğer yandan o acı karşısında sahip olabileceğimiz gücü de sınırlayabilir.

Bilmemek Gerçekten Korur mu?

Bilmemeyi seçtiğimizde hissettiğimiz rahatlama bütünüyle yanıltıcı değildir. Bazen bir insanın karşılaşacağı şeyi anlamlandırmak için zamana, duygusal kaynaklarını toparlamak için mesafeye ihtiyacı vardır. Her gerçeğin hemen öğrenilmesi gerektiğini varsaymak, insanın psikolojik sınırlarını göz ardı etmek olabilir. Ancak burada ince bir ayrım vardır: Bir bilgiyle karşılaşmayı bilinçli olarak ertelemek ile onun varlığından sürekli uzaklaşmaya çalışmak aynı şey değildir. Kaçınmanın kısa vadede sağladığı rahatlama, davranışın tekrarlanmasını kolaylaştırabilir. Kaygı uyandıran bir bilgiyi kontrol etmediğimizde o anki huzursuzluğumuz azalabilir; böylece zihnimiz, uzak durmayı yeniden tercih edilebilir bir yol olarak öğrenebilir. Ne var ki bu rahatlama, kaçındığımız durumun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hatta bazen bilmemek için harcadığımız çaba, öğrenmekten korktuğumuz şeyin kendisi kadar yorucu hâle gelebilir. Burada asıl mesele, insanın her şeyi öğrenmeye cesaret edip edememesi değildir. Bilmemek bize gerçekten dinlenebileceğimiz bir alan mı açıyor, yoksa hayatımızı giderek daha küçük bir alana mı sıkıştırıyor? Çünkü kimi zaman kendimizi koruduğumuzu düşündüğümüz yerde, fark etmeden kendi hareket alanımızın sınırlarını çiziyor olabiliriz. Belki de insanın kendisine sorması gereken soru, her gerçeği öğrenmeye hazır olup olmadığı değildir. Çünkü hazır olmak her zaman korkunun ortadan kalkması anlamına gelmez. Kimi zaman bir cevabın ağırlığını, ancak onu öğrendikten sonra anlayabiliriz. Bilmemek bize zaman kazandırabilir; fakat zamanın bizi neye hazırladığını her zaman bilemeyiz. Öğrenmekten kaçındığımız şeyin hayatımızı değiştirmesinden korkarken, onu öğrenmemek için hayatımızda neleri değiştirdiğimizi fark etmeyebiliriz.

Ve belki de en zor soru, cevabını öğrenmekten kaçındığımız soru değildir: Bilmemek uğruna yaşamımızın ne kadarından vazgeçiyoruz?

Kaynakça

  • Referanslar Golman, Russell, et al. “Information Avoidance.” Journal of Economic Literature, vol. 55, no. 1, 1 Mar. 2017, pp. 96–135, 10.1257/jel.20151245. Karlsson, Niklas, et al. “The Ostrich Effect: Selective Attention to Information.” Journal of Risk and Uncertainty, vol. 38, no. 2, 11 Feb. 2009, pp. 95–115, link.springer.com/article/10.1007%2Fs11166-009-9060-6, 10.1007/s11166-009-9060-6. Accessed 9 Oct. 2026. Sweeny, Kate, et al. “Information Avoidance: Who, What, When, and Why.” Review of General Psychology, vol. 14, no. 4, Dec. 2010, pp. 340–353, 10.1037/a0021288.
Zeynep KOCAK
Zeynep KOCAK
Zeynep Koçak completed her MSc in Foundations in Clinical Psychology and Health Services at Goldsmiths, University of London. She holds a double major degree in Psychology and Sociology from Koç University. In London, she worked within a mental health organisation supporting individuals’ independence and psychological wellbeing, contributing to person-centred approaches within multidisciplinary teams. In Turkey, she observed diagnostic, monitoring, and rehabilitation processes in psychiatric and clinical psychology settings. She integrates her clinical field experience with her academic background, focusing on attachment, relational processes, and the role of social support in mental health.

Popular Articles